Cumhuriyet Halk Partisi; umudun, azmin ve adil, demokratik bir Türkiye’ye olan inancın temsilcisi olarak mücadelesini kararlılıkla sürdürmektedir. Bu mücadele; adaletsizliğe karşı hukuku, yalana karşı gerçeği ve seçimlerde yenilgiden korkan anlayışlara karşı millet iradesini savunma mücadelesidir.
CHP, 2019 yılında Ankara ve İstanbul başta olmak üzere birçok büyükşehir belediyesini kazanmış, 2024 yerel seçimlerinde ise bu başarısını daha da ileri taşıyarak Türkiye’nin birinci partisi konumuna yükselmiştir.
6 Mayıs 2019’da İstanbul seçimlerinin iptaliyle başlayan süreçte, partinin yükselişini durdurmak amacıyla yargı süreçleri üzerinden baskı politikaları devreye sokulmuştur. Belediyelerin önüne idari ve mali engeller çıkarılmış; ancak halkçı belediyecilik anlayışı bu engellere rağmen vatandaşlara hizmet etmeye devam etmiştir.
Karalama kampanyaları, iftiralar ve çeşitli girişimlerle yıpratılmak istenen CHP’li belediyeler, tüm bu baskılara rağmen çalışmalarını sürdürmüş ve halkın güvenini korumuştur.
Türkiye’yi ekonomik krizden, adaletsizlikten ve siyasi istikrarsızlıktan kurtarmayı hedefleyen parti, “önce CHP’de, sonra Türkiye’de değişim” anlayışıyla önemli bir dönüşüm süreci başlatmıştır. Bu sürecin ilk büyük başarısı olan 2024 yerel seçimleri, milletin güçlü bir mesajı olarak değerlendirilmiştir.
Ancak gelinen noktada, bu mesajı dikkate almak yerine susturmaya çalışan bir anlayışın hakim olduğu ifade edilmektedir. Partinin ön seçimlerinde 15,5 milyon vatandaşın oyuyla Cumhurbaşkanı adayı belirlenen Ekrem İmamoğlu ile birlikte çok sayıda belediye başkanı ve partili hakkında yürütülen süreçlerin hukuki değil, siyasi olduğu savunulmaktadır.
CHP’ye göre bu süreç; yalnızca bireylere değil, doğrudan millet iradesine yönelik bir müdahale niteliği taşımaktadır. Aylar boyunca yürütülen karalama kampanyaları, delile dayanmayan iddialar ve baskı altında alındığı öne sürülen ifadelerle oluşturulan dosyalar, kamuoyunda ciddi tartışmalara yol açmıştır.
Parti açıklamasında, söz konusu süreci yöneten kişi ve yapıların bu tutumlarının karşılıksız kalmadığı, aksine ödüllendirildiği iddia edilerek, bunun adalet duygusunu derinden zedelediği vurgulanmıştır.

