Ve bu dünyadan iyiler bir bir ayrılıyor. Bunun son örneği, geçtiğimiz günlerde ebediyete uğurladığımız Vadullah Çatı, halkın dilindeki adıyla “Erbakan” oldu.
Rahmetli Prof. Dr. Necmettin Erbakan’a duyduğu büyük sevgi nedeniyle Siirt’te herkes onu bu lakapla tanırdı. Benim için ise bundan daha fazlasıydı. Rahmetli babamın dünya ve ahiret kardeşi, uzun yıllar komşumuz olan, çocukluğumdan hatırladığım müstesna bir insandı.
Eskilerin deyimiyle tam anlamıyla “nev’i şahsına münhasır” bir kişilikti. Siirt’in ilk kamyon şoförlerinden biriydi. Neredeyse bir asra yaklaşan ömrüne baktığınızda; sebatı, sabrı, tevekkülü ve hayrı görürsünüz.
Ömrünün son demlerine kadar Kur’an kurslarına ve dinî eğitime destek verdi. Hep iyiliği konuştu, uzlaşmadan yana oldu. Gıybet etmedi; gıybet edilen ortamlardan da uzak durdu.
Fakat onu gerçekten farklı kılan, hayatında yaşadığı büyük imtihandı.
Bir dönem Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde yaşamış; kamyonculuğun yanında boş vakitlerinde künk ve briket imalatıyla uğraşmıştı. O yıllarda 9 ve 11 yaşlarında iki erkek evladı vardı. Sıcak bir yaz gününde serinlemek için girdikleri akarsuda iki yavrusunu da kaybetti.
İşte insanın metanetini ölçen an da buydu.
Rivayet edildiğine göre, çocuklarının yerini gördüğü bir rüyanın ardından onların naaşlarını bizzat kendisi sudan çıkardı. Kendi elleriyle yıkadı, kefenledi, mezarlarını kazdı ve evlatlarını toprağa verdi.
Allah hiç kimseye böyle bir acı yaşatmasın. Böylesine ağır bir imtihan karşısında bugün kaç kişi aynı sabrı ve teslimiyeti gösterebilir?
Vadullah Amca’yı birkaç satıra sığdırmak elbette mümkün değil. Ama bu hadise bile onun imanını, tevekkülünü ve güzel ahlakını anlatmaya yeter.
Allah Vadullah Çatı Amca’ya ve tüm geçmişlerimize rahmet eylesin. Mekânları cennet olsun.

