Özel sektör, sivil toplum kuruluşlarının ve sporun yeteri kadar gelişmediği Siirt’te doğal ekonomik hayatın yanı sıra sosyal hayatta devlete ve doğal olarak devletin temsilci konumunda olan ve kamu kurum ve kuruluşlarına dayanıyor.
Bu kuruluşların yaptığı veya yapması gereken konuşmalar her zaman için siirtlilerin gündeminde birinci sırada yer buluyor.
İşte bu noktada önümüzde paradoks ortaya çıkıyor.
Çünkü biz Siirt‘le ne çalışanı ve ne çalışmayanı rahat bırakırız.
Çalışmayanı ve makamından dolayı elde ettiği imkanları yasaların ön gördüğü şekilde kullanmayanı eleştiriyoruz. Aldığı maaşın haram olduğunu dile getiririz. Bunda son derece haklıyız.
Ama bir de madalyonun öbür yüzü var.
O da çalışmak isteyeni ya da çalışanıda rahat bırakmayız.
Çalışmak isteyenin önüne bin bir türlü engel çıkartır, onu bıktırarak ve küstürerek çalışmaktan alıkoyarız.
Hasbelkader koyduğumuz engelleri aşıp bir çalışma gerçekleştirini de rahat bırakmayız.
En olumlu ihtimalle onu tebrik ederek ve motive edip yeni çalışmalara yönelteceğimize, bu çalışmasını görmezden geliriz.
Ancak çoğu zaman bunun yerine bu çalışmayı yerden yere vurur.
En olmadık bahanelerle karalamaya, kötülemeye ve gözden çıkarmaya çalışırız. Resmen çalışmayı yaptığından dolayı pişman ederiz
Özetle bir kez daha tekrarlamak gerekirse;
biz Siirtliler ne çalışanı ve ne de çalışmayanı rahat bırakırız.
Bu düşünceme katılmayan ve aksini iddia edenler varsa lütfen yorum yazsınlar. Onlara bu duruma ilişkin çok sayıda örnekler vereyim.

